Atölye Çalışması

Yöneten:
Beliz Kudat
Yeşim Cimcoz

Buluşma Tarihleri:
Ekim 2016 itibariyle her ayın son Cuma günü

Buluşma Saati:
10:00 - 16:00

Buluşma Yeri:
Her ay belirlenen bir mekanda, sonra İstanbul sokaklarında, insanlarında, ruhunda.

devamı...

Eskiyi Arayanlar İçin

Eski İstanbulu Yazıyorum çalışmalarının gittiğine üzülenler, keşke eskisi gibi kalsaydı diyenler, sadece amatör kalmayı isteyen, sadece içinden geldiği gibi yazmak isteyenler... sizi unutmadık! Biz ayrıca hala yılda en az iki defa İstanbul'un bir semtine gideceğiz. Hatta bazılarınızın çok istediği gibi bir hafta sonu gezisi bile düşünüyoruz. Bu gezilerimiz tam eski İstanbul'u Yazıyorum tadında olacak. Tek şartımız yazmanız. Katılım yine ücretsiz olacak, yeme içme sizden olacak. Yazılarınız yine yayınlanacak, yine beraber yazıp okuyacağız. Sadece yılda iki defa olacak. :) Buradan tarihler hakkında duyuruları takip etmeyi ihmal etmeyin.

Anasayfa 2010-2016 Dönemleri Kuzguncuk Nurten Yurt

14 Ocak'ta gidememiştim İstanbul'u yazmak için Kuzguncuğa, Cihangir'de istersem sonradan yazıp gönderebileceğimi öğrenince sevindim. Kuzguncuğun ayrı bir yeri vardı yüreğimde onu yazmazsam olmazdı yarım kalırdı birşeyler..Neredeyse bir sene olmuştur gitmeyeli düşününce gitmedende zihnimde o kadar hatırası vardıki yazabilirdim Onu.

Öğrenciliğimin Ortaokul yıllarında tanıştım kuzguncuk'la 80'li yılların başları özgürlüğe açılan kapıydı benim için. 80'li yıllar herkesin biraz ürkek ne olacağı bilinmeyen korkulu günlerinde başladığındanmı, yoksa uzun süreli okul saatlerimiydi beni sıkan bilmem içime tarifi imkansız sıkıntılar çöreklenir çıkıp gitmek isterdim.  Lisenin girişindeki müdür odasının kapısındaki eli silahlı nöbetçi inzibatlarında payı vardı herhalde. Öğretmenlerimizin çoğu sert bize bilgi vermekten çok duygu ve düşüncelerimizi törpülemek için görevliydiler sanki. Tarih hocası Ümran Beyin sözleri hala kulaklarımda Çıplak ayaklı Kontes derdi Hayat senin hayallerini asla sunmaz ayaklarını yere bas.  Ne garip yazarken anladım yıllar önce zihnimize kazımışlar bunları, katı okul kuralları, kıyafet yönetmelikleri, ergenlik çağlarındaki öğrenciler arasında Demokrasinin kılıcı gibi sallanırdı tepemizde. Bazı hocaların karşısında korkudan öğrenmemiz gereken bilgileri düşünemezdik bile.  Dersleri bazen öyle sınıflarda yapardık ki elektrikler kesildiğinde lüks denen bir aydınlatma aracı (piknik tüpü üzerine takılır) öğretmenler masasının üzerine konur, etrafı aydınlatmak şöyle dursun hocayı karanlıktaki hayalet misali görebilirdiniz, sessizce dersin bitip zilin çalmasını beklerdik.  Haberlerin çoğu Üniversitedeki olaylar nedeniyle ölen yada hapsedilen gençlerle ilgiliydi, gün geçmiyorduki taranmayan kahvehane yada sokağa çıkma yasağını ihlal edipde gözaltına alınmayan biri olsun.  Olaylar liselere kadar inmişti bu sıralarda Fen Öğretmenimiz Zülfikar Beyi bile durakta beklerken kurşunlamışlar ve ayağından yaralanmıştı. Zamanla olaylar durulsa bile insanların üzerine bir tuhaflık çökmüştü, duymadan görmeden, konuşmadan yaşıyorduk Doğan Beyin dediği gibi mış gibi yaşar olmuştuk.

Tamda bu yıllarda tanıdım Kuzguncuğu yokuş aşağı inilen ve denize açılan Özgürlük yoluydu benim için.  Bazı arkadaşlarımın evleri vardı onlara gidip gelirken, okulun öğle tatilinde gezilen mola verdiğim, esrarengiz eski köşkleri, ağaçlarla dolu bahçeleri, insanların rahatlığı, kiliseleri ile farklı bir mekandı. Okuldan aşağı merdivenlerle inerdik önce sonra yokuş aşağı rüzgar denizin ve mevsimin kokusunu çarpardı yüzünüze doğru kışsa o bacalardan çıkan odun yada kömür karışımı kışa has soğuk havayla duman kokardı buram buram. Mevsim baharsa leylakla karışık deniz yosun kokusu solurdunuz, gökyüzünde özgürce uçan martılara bakıp kıskanırdım, Puhu kuşunun sesiyle ürker hüzünlenir, eski evleri merak ederdim. Eskiye has bir koku olurdu sakız gibi çamaşırlar asılırdı bazı bahçelerde yokuş bitipte düzlüğe inince dükkanlar sıralanırdı önünüzde, bakkallar hatırlarım onları kendine has kokuları olur biraz eski bazen peynir, zeytin, pisküit kokuları karışır havaya girdiğim biçok bakkalda Halide Edibin Sinekli Bakkalı hangisiydi diye düşünmüşümdür. Manavlar hatırlıyorum buram buram mevsim sebzesi ve meyvesi birbirine karışan bir aroma yayar etrafa, balıkçılar ıslak ve balık kokularına gelen kedilerle, bir sanat evi hatırlıyorum yağlı tabloların durduğu vitrininde, eski taksi dolmuşlar vardı bir köşesinde ve nihayet ana cadde.  Caddeyi geçerken dalgaların seslerini duyabilirsiniz artık deniz ve yosun kokusu keskinleşir, ama öyle hemen göremezsiniz denizi sahilde yalılar ve restoranlar çoğunluktadır. Küçük bir park hatırlıyorum sahilin kenarında denizi özgürce seyrettiğim, O sahile gelir sebebini bilmediğm tüm sıkıntıları dalgalara bırakırdım. En çokda sahilde durup uzun süre dalgalara bakınca aslında denizin orda öylece durduğuna hareket edeninse sahil ve siz olduğu sanrısına kapılırsınız ya onu yaşardım.

Öğle tatili bitmeye yakın bıkkın bir ruh haliyle geri dönüş başlardı, biraz evvel zevkle inilen yokuş gözünde büyür ama geç kalmanın telaşıyla nefes nefese hızla çıkılırdı yokuşta merdivenlerde yada devamsızlığın müsaitse ve önemli derste yoksa havada güzelse tatlı bir rehavete kapılır Okul asılırdı.

Yıllar sonra Kumral Ada Mavi Tuna'yı okurkende anmıştım Kuzguncuğu giremediğim merak ettiğim bahçelere onunla girmiş o yılları anmıştım O yıllardan aklımda kalan ve hüzünle andığım unutmak istediğim bir gerçekte Yakılan Kitaplardı..Bir çok yazar ve kitabı yasaklı kitaplar arasına girmiş sırf o kitaplar kütüphanesinde diye insanlar hapse girmişti. Severek okuduğum yazarlar yazıları sakıncalı olduğu için hapse girmişti, ben okumak için kitap bulamazken milyarlarca kitabın sobalarda yakıldığı yıllardı o yıllar belkide o kış sevdim ben soba dumanlarını onların o tanıdık iç yakan ama başka kokularını...Belkide bu yüzden hala duvarımdadır Rıfat Ilgaz Posteri unutulmaz sözüyle Ben okurken Kitaplar yasak olmasın..

Nurten Yurt - Kuzguncuk
28.02.2010

Paylaş

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Ekleneler...