Atölye Çalışması

Yöneten:
Beliz Kudat
Yeşim Cimcoz

Buluşma Tarihleri:
Ekim 2016 itibariyle her ayın son Cuma günü

Buluşma Saati:
10:00 - 16:00

Buluşma Yeri:
Her ay belirlenen bir mekanda, sonra İstanbul sokaklarında, insanlarında, ruhunda.

devamı...

Eskiyi Arayanlar İçin

Eski İstanbulu Yazıyorum çalışmalarının gittiğine üzülenler, keşke eskisi gibi kalsaydı diyenler, sadece amatör kalmayı isteyen, sadece içinden geldiği gibi yazmak isteyenler... sizi unutmadık! Biz ayrıca hala yılda en az iki defa İstanbul'un bir semtine gideceğiz. Hatta bazılarınızın çok istediği gibi bir hafta sonu gezisi bile düşünüyoruz. Bu gezilerimiz tam eski İstanbul'u Yazıyorum tadında olacak. Tek şartımız yazmanız. Katılım yine ücretsiz olacak, yeme içme sizden olacak. Yazılarınız yine yayınlanacak, yine beraber yazıp okuyacağız. Sadece yılda iki defa olacak. :) Buradan tarihler hakkında duyuruları takip etmeyi ihmal etmeyin.

Anasayfa 2010-2016 Dönemleri Ayasofya Kandil Yakan

Büyük, çok büyük bir kubbenin örttüğü ibadethanenin soğuk galerilerini geçerek ikinci kata yöneldi. Soluğunun buharı kendi yüzüne çarpıyor, galerinin taşlarından yansıyan soğuğun içinde belli belirsiz ılık bir akış hissettiriyordu yanaklarında. Boşluğun uğultusuna karışan nefes alışverişlerine, galerinin içinde yankılanan ayak sesleri eşlik ediyordu. Koca mabette duyulan tek ses buydu; ayak seslerine karışan soluk sesleri…

Yürümeye devam etti. Bir elinde içi yağ dolu tekne vardı. Uzun, bol ve siyah cübbesinin kukuletası kaşlarına kadar inikti. Boynundaki büyük haçın zinciri belindeki sayısız anahtarın bağlı olduğu demir halkaya çarptı. Büyük kubbenin tavanında madeni bir ses yankılandı. Ardından sütunlar arasına yuva yapmış güvercinlerin kanat sesleri sessizliğe karıştı.

Konstantin’in şehrine akşam çöküyordu. Bizans’ın muhteşem mabedinin gizemli köşelerine yuvalanmış kuşlar geceye hazırlanırken, mabedin sessizliği içinde çınlayan metal sesinden ürkmüşlerdi.

Adam ikinci kata vardığında elindeki yağ teknesini yere bıraktı. Kandiller tek tek yakılacaktı. Mabedin zemin katında, sütunlar üzerindeki meşaleler de yandığında mabedin içine birazdan dolacak gecenin karanlığı dağılacaktı. Zeminde kubbenin tam altında, mabedin merkezine denk gelen noktada durup yukarı doğru bakıldığında, titreyerek yükselen bir ışık halesi görülecekti. Tüm kandiller, meşaleler yakıldığında gece tamamen çökmüş olacaktı zaten.

Adam kukuletasını biraz geriye attı ve yakılacak kandilleri gözleriyle taradı. Alacakaranlıkta hepsini tek tek göremiyordu. Ancak yanlarına gittiğinde hangisini içinde yağ kalmadığını, hangisinin paçavrasının yenilenmesi gerektiğini fark edebiliyordu.

Yeniden galeriye yöneldi. Aşağıdan ateş alması gerekiyordu. Biraz da ince uzun paçavra. Bazı fitillerin yenilenmesi gerekebilirdi.

Mabedin zemininde en soldaki kapının önünde durdu. Belindeki koca destenin içinden bir anahtarı seçerek kilide yerleştirdi. Koca kapı Kandil Yakan daha dokunmadan ağır bir gıcırtı ile yavaşça açıldı.

İçerde geniş bir ocakta yanan ateşin güçlü alevlerinden başka bir aydınlık yoktu bu ateş odasında.

Adam çeşitli mangallar, meşaleler, çıralar, yağ ve katran tekneleri, odunlar arasından geçti, yerde üst üste duran ucuna paçavra sarılı odunlardan birini aldı. Az ötedeki katran dolu tekneye batırarak paçavraya katranı iyice emdirdi. Sonra ocağa tutarak alev almasının sağladı. Meşalenin aydınlığı eşliğinde odanın içini şöyle bir taradı. Sanki daha önceden bildiği bir şeyi hâlâ bıraktığı yerde duruyor mu diye sıradan bir kontrol yapıyor gibiydi. Odanın en uç köşesindeki karaltıya bakıp tekrar kapıya yöneldi. Çıkarken ağır ve büyük kapıyı kapatarak kilitledi.

Artık büyük mabedin üzerinde gün tamamen bitmişti. Mabedin soğuk duvarlarına kandil yakanın elindeki meşalenin isli alevleri yansıyor, yeniden, ayak seslerine karışan soluk sesleri ve onlara arada bir eşlik eden metal şıngırtıları yankılanıyordu.

Bu seslere kubbenin içindeki kanat sesleri eşlik ediyordu; sütunlara meşalenin alevinden yansıyan dev kanat gölgeleri değdi.  Adam, ikinci katın mihraba yakın sağ tarafından, imparator ve imparatoriçe mozaiklerinin bulunduğu yere ulaştı; yağ teknesini yere bıraktı ve elindeki meşaleyle kandilleri tek tek yakmaya başladı. Kimi kandillerin içine yağ ekliyordu. Kimilerinin artık alev ve ışık veremeyecek kadar yıpranmış paçavra fitillerini yenileyerek yakma işlemini sürdürdü. Mihraba bakan noktadaki kandili yaktıktan sonra sol tarafa yöneldi. Burada, sol baştaki ilk kandili yakarak devam edecekti. Bu onun kendi kendine bulduğu oyun gibiydi. Büyük dinî tören öncesinde kandilleri bu biçimde yakar, ışıklar mihrabın karşısında birleştiklerinde elindekileri yere bırakır ve iki yandaki büyük melekleri selamlardı. Gene öyle yaptı. Tüm kandiller, eksiksiz yandığında mabedin uhrevi görüntüsü daha da görkemli oldu.

Jüstinyen’in mabedi ertesi gün bir taç giyme törenine şahitlik edecekti. Kandil yakan görevini tamamladı ve zemin kata yöneldi. Azıcık hızlanmalıydı. Adımlarını sıklaştırdı. Büyük mermer küpün yanından geçerken belindeki anahtarlar küpe çarptı. Bu sesin yankılandığı sırada ateş odasındaki karaltıda bir kıpırdanma oldu.

Zemin katın bütün meşaleleri de eksiksiz yanıyordu artık. Büyük kubbenin merkez noktasında durarak başını yukarı kaldırdı. Burada durmak Tanrı ile buluşmak gibiydi onun için. Bur süre bütün kandilleri, meşaleleri gözden geçirdi. Kuşlar loş ışıklardan kuytulara çekilmişti yeniden. Sadece meşale ateşlerinin cılız sızlanmaları duyuluyordu. Mabet tören için hazırdı artık. Başını tekrar kubbenin merkezine kaldırarak rahat bir nefes aldı.

Ateş odasındaki karaltıdaki kıpırtılar artmaya başlamıştı adam geri döndüğünde. Ayak sesleri, anahtarın kilide sokulması, kapının ağır ve büyük gıcırtısıydı karaltıyı hareketlendiren. Bu sefer kapı biraz daha zorlanarak açıldı. Adam odaya girdiğinde elindeki yağ teknesini yere bıraktı. Meşalesini karaltıya doğru tuttu ve ağır adımlarla ona doğru yöneldi. Burada kalınca bir çulun örttüğü alçak bir yüklüğe benzeyen yığın görüntüsü netleşti. Adam örtüyü bir ucundan tutarak kaldırdı ve meşaleyi yaklaştırdı.

Ateş odasında yanmakta olan kalın kütüklerden gelen çıtırtılara zayıf ve ürkek bir soluk karışıyordu artık. Adam meşalesini örtünün altından çıkan korkulu yüze iyice yaklaştırdı. Kara gözlerin üzerine düşen dolaşık saçları şefkatle okşayarak geriye doğru itti. Bu hareket korkudan titreyen kadının gözlerindeki derin endişeyi biraz dağıtır gibi oldu. Bu töreni atlattıktan sonra, kış bitene kadar burada barınmaya devam edebileceğini anlamıştı. Bunu zaten tahmin ediyordu. Adam Tanrının evinde bu kışı da geçirmesine izin vermişti ya. Yaz gelince sur dipleri, kurumuş sarnıçlar evi olacaktı yeniden. Bir dahaki kışa kadar…

Nur Özmel Akın
Aralık 2011

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Ekleneler...