Atölye Çalışması

Yöneten:
Beliz Kudat
Yeşim Cimcoz

Buluşma Tarihleri:
Ekim 2016 itibariyle her ayın son Cuma günü

Buluşma Saati:
10:00 - 16:00

Buluşma Yeri:
Her ay belirlenen bir mekanda, sonra İstanbul sokaklarında, insanlarında, ruhunda.

devamı...

Eskiyi Arayanlar İçin

Eski İstanbulu Yazıyorum çalışmalarının gittiğine üzülenler, keşke eskisi gibi kalsaydı diyenler, sadece amatör kalmayı isteyen, sadece içinden geldiği gibi yazmak isteyenler... sizi unutmadık! Biz ayrıca hala yılda en az iki defa İstanbul'un bir semtine gideceğiz. Hatta bazılarınızın çok istediği gibi bir hafta sonu gezisi bile düşünüyoruz. Bu gezilerimiz tam eski İstanbul'u Yazıyorum tadında olacak. Tek şartımız yazmanız. Katılım yine ücretsiz olacak, yeme içme sizden olacak. Yazılarınız yine yayınlanacak, yine beraber yazıp okuyacağız. Sadece yılda iki defa olacak. :) Buradan tarihler hakkında duyuruları takip etmeyi ihmal etmeyin.

Anasayfa 2010-2016 Dönemleri Ayasofya Davut'un Günlüğü


01 Ekim 532
Hay Allah ! Yine hafta başı, yine iş çok ! Nasıl bitecek bunlar be ?. Ayasofya’nın inşaatı bitti ! Jüstinyen her gün burada ! Sen imparator değil misin kardeşim, ne işin var her gün Ayasofya’da ? Bir lanetliği üstünde ki , sevimsiz herif. Oh, oh..! Başrahip olarak seçildim. Bu çok iyi oldu be!Endişeliyim , yorgun düştüm koşturmaktan. Gelecek Pazar açılış var. Ayasofya’nın ilk ayini çok görkemli olacak galiba? Başımı kaşıyacak vakit bulamıyorum desem ? Alex kızgın, Dimitri beni aramıyor! Yoksa arkadaşlığımız bitecek mi? Onlar eskisi gibiler. Ha babam gezip, dolaşıp uçmak var mı be? Vakit dar geliyor. Hiçbir şeye yetişemiyorum artık.

13 Kasım Cuma 532
Ey günlük! Nihayet başbaşayız. Ayasofya’nın işleri bitmiyor . Arkadaşlarım bana küstüler. Çekemiyorlar beni . Ne yapalım, imparator denen herif görevi bana verdi işte? Bir de kibirli kerata. Afrasından tafrasından geçilmiyor. Kendini ne sanıyorsa artık? Nihayetinde bir insanoğlusun sen , değil mi ama?
Gündüz insan, gece ruh! Gündüz iş, güç, gece uçuş. Kıskançlıktan çatlıyorlar. Belli ki diğerlerinin canı bensiz çok sıkılıyor. Oh be, özlenmek güzel şeymiş !
Şu işler bir bitse. Of ki, ne of ! Bugün gelen yeni rahibeler ne fıstık yahu? Yapacaklarımı şaşırdım. Zoe anladı mı ki? Bir anlarsa, yer bitirir bu karı beni. Ama gözüm kayıyor işte . Nasıl da gençler öyle tazecik ? Kendisi Azrail ve diğer meleklerle fingir fingir. Dur sen, görür o! Güya sevgiliyiz !
Dün , beni nasıl da sinirlendirdi yahu? İşim gücüm başımdan aşkınken, gündüz vakti , sen duvardaki mozaikten fırla, başla Ayasofya’nın koca kubbesinin içinde fırıl fırıl uçmaya ! Kafam havada kaldı be ! Uzun etekleri fora etmiş, beyaz butlar ortada , uçtu durdu tam iki saat. İşim gücüm yarım kaldı, aklım havada, gönlüm tavanda !

16 Ocak 575
Çok telaşlıyım çok ! Yeni haber var. Avarlar Roma’ya saldırmış. Papa korkudan donuna doldurmuştur vallahi? Her gün yeni bir laf geliyor. Bizimki altınlarını verirken kesin ağlamıştır . Barbar herifler ne olacak. Yetmemiş mi paracıklar? Güzel kadınları da yollamışlar. Ah o altınlar bende olacaktı ki. Neler yapardım be? Bizim Papa canını zor kurtarmış diye dedikodular dolaşıyor ortalıkta . Kutsal kase şahidimdir işte. Öyle anlattılar bana.
Her zamanki gibi dediklerim çıktı işte. Gelecekle ilgili öngörülerim hep doğrulanmıştır, bunu bilir bunu söylerim, bu kadar.

Nisan 603
İlkbahar geldi ama hiç keyfim yok. İmparator yine buradaydı. Bir tek kendisi olsa? Bir de adamları doluşuyorlar buraya. Nedense, bu gizli toplantılara ben hiç çağırılmıyorum. Şüphelerim var dostlar! Bunlar Bizans’ın ilk gizli örgütünü mü kurdular yoksa ? Beni almadılar. Çok üzgünüm! Salak bunlar salak! İki alemin de gizlisini saklısını ben bilirim. Ben de olmalıydım. Demek bensiz ilk gizli örgüt kuruldu ? Hayırlısı bakalım. Daha dikkatli olmam lazım. Hele Zoe’yi kimse bilmemeli. Ah, Zoe’m benim . Ayasofya’mın ışığı, gecelerimin gizli, şehvet dolu kraliçesi. Bir de kıskanç olmasa . Şu yeni gelen onsekizlik, etine buduna dolgun rahibeyi her gördüğünde suratı şekil değiştiriyor. Kız da hep peşimde. Hoşuma gidiyor namussuz . Odamı temizleme görevini ona verdim bile. Temizlik yapmayı öğretiyorum her sabah. O da çok memnun . Of ya, bu oda sabah akşam mı temizlense ne?

Mayıs 815
Ayasofya benimdir, benim. Burası benim kalem oldu artık. Gizli kapılar, dehlizler, kimselerin çözemeyeceği bilmece gibi koridorlar! Hepsini tek tek ezberlemişim. Beni, adı tesadüfen aynı olan, yeni rahip David zannettiler. Gündüz din işleri, geceleri ruhlarla dans. Hayat bana güzel be. Geçen yıl çok keyfim kaçmıştı. Ha babam çalış dur! Yani ,Zoe olmasa bir dakika durmam buralarda. Arkadaşlarımı özledim . Her gecemde Zoe var! Bazen rahat bıraksa, Aleks ve Dimitri ile takılacağız. Vitamin takviyesi gerek bana. Gündüzlerimde rahibeler, gecelerimde Zoe ! Arada iş yapmak ta gerek, neme lazım!

28 Mart 1453
Korktuğum her şey başıma geldi işte. Ah! Bazen kendimden korkuyorum. Bütün bunları önceden bilebildiğimi bir bilseler? Güzelim Ayasofya artık bir cami oldu. Osmanlı Padişahı Fatih, güzelim mozaiklerin üstünü bir sıvayla kapattırdı. Bütün tablo ve ikonaları mahzenlere attık! Neymiş efendim , Müslümanlıkta resme yer yokmuş,günahmış falan ? Artık her taraf altınla yazılmış Arapça dualarla dolu…
Bu sefer de yırttım galiba? Peder David iken, Başimam Davut oluverdim. Birileri benim hakkımda iyi konuşmuş olmalı? Bizimkilerden gelebilir bu torpil. Sultan beni seçti, keyfim gıcır…
Bu iş hoşuma gidiyor! Ben her devrin ruhuyum galiba?! Hem insan, hem hayalet…bu olsa olsa bir fazilet?! Derken gündüz oluyor. Başimam Davut işbaşında…

29 Mart 1453
Aslında şu günlüğe ayıracak bir saniyem bile yok ama bu öğrendiklerimi yazmadan duramayacağım. Akşam bizimkilere de anlatacak çok şeyim var çok!
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u aldığı anlaşılınca, o anda dua etmekte olan Patriğimiz kaçmaya başlamış ve güney tarafındaki koridorun sonundan tüyüvermiş. Çok güldüm çok..! Benimle uğraşıp duruyordu, gördü gününü! Zaten bir ipte iki cambaz olmuyordu.

17 Haziran 145
Bilgi toplamaya başladım. Namaza gelenlere, buranın eski tapınaklardan getirilen taşlarla yapıldığını anlatıyorum. Bunun tam üçüncü bina olduğunu söylüyorum, hiç bilen yok..İlk iki bina isyanlarda yıkılınca, kalan onarılıp 3. Ayasofya yapılmış…Mimar Sinan, buraya istinat duvarı ekleyince, güzelim kubbe bir daha hiç yıkılmamış…! Kafamıza taş düşmesin de?
Yakında mevlit okunacak. İslam Peygamberi Muhammed için her yıl dua okuruz biz! Özellikle kandil zamanı.

Şubat 1847
Bıktım bu restorasyonun pisliğinden. Bütün düzenimiz bozuldu. Padişah, I .Abdülmecit nihayet emir yollayabildi. İtalyan züppeleri Fossati Kardeşler . Bunların çalımından ve emirlerinden hepimiz bıktık. Hele ben sinirden zona çıkardım. Dinsiz imansız herifler ! Yakında bitecekmiş güya? İş, güç derken, Zoe’yi de ihmal ediyorum bu aralar…Gine dellenecek aşifte !? Bak bak nasıl bakıyor bana duvardan! Akşam olunca iner oradan düşer peşime namussuz! Hay Allah, bak şimdi neler getirdi yine aklıma, azgın karı

Nisan 1934
Yaşasın! Ayasofya’m bir müze oldu. Peki ben ne oldum ? Tabii ki müze bekçisi. Ama başımda bir dert var işte!
Müze bekçisi evli olurmuş! N eler sarıyorlar başıma ya? Geceleri de burada yatacakmışım artık!
Müzenin çaycısı Hasan’la, tuvaletleri temizleyen Kadir, beni evlendirme peşine düştüler. Benim için, Çemberlitaş, Sultanahmet ve Sirkeci çevresinden, mazbut ve helal süt emmiş bir kız arıyorlar. Adayları gösterip duruyorlar….Zoe kudurdu…Kıskançlıktan ölecek garip! Hani hoşuma gitmiyor değil ha? Oh olsun! Beni az mı peşinden koşturdu geceler boyu? O koridor senin, bu mahzen benim…Teslim olmaz bir türlü !…Açar gösterir ,kaçar gider cilve yapar….! Ne günlerdi be? Offf, gece olsa, Zoe gelse! Bakalım bu gece hangi kıyafetle gelecek? Fettan karı . Kolay mı üç koca, herkesin harcı değil ? Kırmızı tüylü olan kadife elbise çok güzeldi be! Kapalıçarşıdan alınmıştır kesin? Dokununca yumuşacık. Ay içim gıcıklandı !

Ocak 1945
Canımdan bezdirdiler yahu! Zoe beni girişteki taş lahitte bekliyor! Son numarası bu! Daha heyecanlı oluyormuş!? Ben biliyorum sebebini ama! Biz içeride sevişip oynaşırken, benim karı o saatlerde tam da o bölgeyi temizliyor. Öcünü böyle alıyor ! Of be, iki kadını idare etmek ne zor! Zoe bundan acayip keyif alıyor! Hem hain, hem de çok kıskanç bu kadın .
Benim aksak Zemine’m. Baştan beğenmemiştim onu, hem de hiç. Bugün her şey değişti. Topal Zemine meğer neymiş? Aklıma bile gelmezdi bunlar. Bir köylü kızı, böyle uyanık ve tutkulu olsun? Pes diyorum! İtiraf ediyorum! Hata etmişim onu istememekle ! Mahcup ve ürkek haline hasta oluyorum yahu . Topal mopal, ne olacak ki? Zoe kıskanmaz sanmıştım ama çok şaştım tabii.
Zemine’nin babası Siirt’ten İstanbul’a göçmüş. Sirkeci’de bir hanın çaycısı. Koca kafa Eşref . Akraba evliliği işte , kızı topal doğmuş! Zoe , dehlizlerde bulup kendisine hediye ettiğim som altın bir gerdanlık yüzünden, bu sendromu hafif atlattı. Hatta hiç üzülmedi, evleniyorum diye! Paragöz kadın! Ama aşüfte çok ta cilveli, yürek dayanmaz be!
Benim Zemine’nin nasıl ateşli bir hatun çıktığını bir anlasa? Vallahi oyar bu karı beni! O topal haliyle her dakika peşimde. Gündüzleri müze dolup taşarken, turist kızlara yanaşırım falan diye aklını kaçıracak! İki çılgın kadının arasında kaldım. Sonsuzluğu paylaşacağım Zoe ve dünyevi zevklerimin kadını topal Zemine’m benim.

Aralık 1995
Bu yaz çok güzel geçiyor. Ortalık turistten yıkılıyor. Kızlar cıvıl cıvıl. Amanın bir de açık saçık giyinmiyorlar mı? Bu hatunlar iç çamaşırı giymiyorlar be! Her şeyleri fora etmişler. Mallar, mülkler meydanda, e haliyle ben de orada oluveriyorum.
Müzenin geliri muhteşem. Son restorasyondan önce dökülen altın mozaikleri de, biriktirdiğim iyi olmuş. Zemine yaşlandıkça gözünü para hırsı bürüdü. Mozaikler onu susturur bir süre. Cıbıldak iki kızla konuştuğumu görünce, peşime düştü bu gün. Öbürü de tepemde. Gündüz vakti , yukarıdaki duvardan beni kesiyor ters ters. Biliyorum bu akşam canıma okuyacak. Geçenlerde, eski zamanlarda çıkıp ta cemaate dua ettirdiğim müezzin mahfelinde sevişelim diye tutturmaz mı? Yok artık!
Zoe bu aralar çok sinirli. İkimiz de kilo aldık. Korkuyorum! Ruhlar kilo almazdı hani? Gündüzleri bunlarla haşır neşir oluyorum diye insan mı oluyorum ne? Lahitte sevişmelere son dedik. Birlikte sığamıyoruz işte ne yapalım? Güya Kraliçe Sophia’nın tabutuna el sürülmezmiş falan filan. Safsatalara da bakın ! Şu insancıkları aldatmak ne de kolay !

Şubat 2006
Yahu 21. Yüzyılı da gördük işte! Ah şu aralar bir İstanbul modası başladı ki sorma gitsin. Senelerdir yerinde durup duruyordu bu şehir be! Ayasofya , artık kışın bile turist kaynıyor. Kapıda kuyruklar var. Gençler cıvıl cıvıllar ama çok ta meraklılar! Kardeşim nereden öğreniyorlar bu efsaneleri, geçmişin izlerini falan? Sanırsın tarih profesörü hepsi ? Dışarıdaki giriş kuyruğu zaten bir alem. Bir de içeride kuyruk oluyor bunlar. Neymiş efendim, parmaklarını deliğe sokup dilek tutacaklarmış, bak bak ! Terleyen sütun çok revaçta. Yahu kafası çalışan herkes bu suyun dipten geldiğini anlar. Aman boş ver, inansın garipler! Benim işime geliyor. Buralarda iş çok olsun da, benim görev bitmesin . Zemine, gündüzleri kalabalıktan ve iş güçten yorulsun ki, geceler benim olsun. E hadi sonra yazarım artık. Zoe bekler beni. Hız kesmedi kadın yıllardır. Hala bana kızdığında, Azrail’e yanaşır durur haspa!

Kasım 2011
Bir ay kadar önce, bir tuhaf grup geldi. Bir tedirginlik var üzerimde. Altından kötü bir şeyler çıkmasa bari ? Bizim aşk yuvamız lahit, pek bir dikkatle incelendi. Herkes bakıyor ama bunlar bakıp gülüştüler. Huylandım işte. İçlerinden biri de, Zoe’mle çok ilgileniyor, hatta bu kadın bir kere daha geldi, yanında aynı kişi. Kadın deli mi ne? Varsa yoksa bizim emektar tekiri çekti durdu. Hayvancık zaten şaşı, iyice şaşırdı garip.

Tavandan düşen altın mozaikleri biriktirdiğim yeri mi araştırıyorlar ne? Birisi mi gammazladı ne oldu anlamadım gitti! Ay aman bakanlık müfettişi falan olmasınlar sakın? Sonum gelir vallahi! Eskisi gibi olamam artık! Sadece gece olunca uçup dolaşabilmek çok sıkıcı artık. Ya, Zoe beni beğenmezse? Yok yok, bir şeyler yapıp bu kadınları uzaklaştırmalıyım.

Bir daha gelirlerse, o inceledikleri lahdin içinden hayalet olarak çıkıp, onların aklını almazsam bana da Davut, David her neyse, demesinler be!

Transa geçtim yine geçenlerde. Görüntüler, yıkıntılar, koşan insanlar…..Aman tanrım ! Bu, İstanbul’un beklenen depremi mi yoksa ? Geçen sefer de böyle olmuştu işte. Of be! Görmek istemediklerim de üstüme üstüme geliyor. Ay, o ne? Bu sefer yazılı tarih bile var. İşte,işteeeee…, görüyorum. Ay , Zemine geliyor ! Amanınnn…….

Tesadüfler sonucu bulduğu günlüğün sayfalarını hızla okuyup bitiren genç adam, bu öğrendiklerini kiminle paylaşması gerektiğine karar veremedi bir türlü. Heyecan içinde kalp atışlarının normale dönmesini beklemeye başladı. Boşunaydı çabası. Hiçbir şey olağan değildi artık. Yazının sonu bilinmeyeni bir sebepten tamamlanamamıştı işte. Hem de en önemli kısmı.

Elindeki ciltli defterin tozlarını silkeleyen öğretmen, sararmış ve yer yer yırtılmış sayfaları yavaş hareketlerle kapatıp önce derin bir soluk aldı, sonrada şaşkın bakışlarla etrafına bakındı. Okuduklarına bir anlam vermeye çalışıyor ama işin içinden çıkamıyordu. Bir anda aklına öğrencileri ve bugün için kendisinden beklenen sorumluluklar geliverdi. Neredeydi bu çocuklar? En son hatırladığında, bağırışa çağırışa acıktıklarını ve müzenin bahçesinde oturmak istediklerini söylemişlerdi. Öğrenciler koşarak uzaklaşırken,kendisi koridorun sol tarafındaki duvar girintisinde bir kapı görmüş ve zorlayarak içeri girivermişti. Birdenbire genzine dolan toz ve küf kokusu beynine kazınmıştı sanki. Bu, geçmişin, gizemin ve yıpranmışlığın merak uyandıran tuhaf kokusuydu. Duvarın alt köşesindeki, rengi soluk kırmızı şey dikkatini çekmiş, ne olduğunu anlamak için eğilmiş ve bunun eski bir defter olduğunu görmüştü. İşte bu dakikadan itibaren içinde uyanan merak duygusuna yenik düşmüştü. Öğrencilerini, öğretmenliğini, bugünkü okul gezisini falan unutmuş ve sayfaları karıştırırken, çok eski tarihlerden kalma bir hatıra defteriyle karşı karşıya olduğunu anlamıştı. Dakikalar birbirini kovalarken, genç adam akıp giden zamanı anlayamamıştı bile.

Şu anda tekrar koridora çıkınca bugüne dönüverdi. Telaş içinde öğrencilerini ararken bir yandan da, onları bekleyecek olan okul otobüsüne bakınıyordu. Bahçeden gelen kahkaha seslerine doğru yürüdü. Müzenin çay bahçesinde topluca oturan çocukları ve servis şoförünü görmek, onu çılgınca sevindirdi. Ferahlamıştı. Bir çay içip kendine gelmeye çalıştı. Koynuna sokuşturduğu deftere hala bir anlam verememişti. Bir anda arkasında duyduğu sesle irkildi.\

“Haydi çocuklar! Okul otobüsüne, marş marş! Kapatıyoruz büfeyi artık! Parasını ödemeyen kalmasın bakalım! Bak hocanız da geldi işte. Hay Allah bak, Bekçi Davut ta geldi sonunda! Kızgın kızgın bakıyor bize! Öğretmen beyim! Hey! Toplayın şu öğrencilerinizi!”

Hızla arkasına dönen adam, şaşkınlık içindeydi. Kendilerine doğru düdüğünü öttüren bekçiyi ve arkasındaki topal kadını fark ettiğinde, içi çekilir gibi oldu.

Öğrenciler, çığlıklar atarak neşe içinde otobüslerine doluşurken, öğretmen de hızlı adımlarla otobüse koşup, kendini oturacağı koltuğa atacakken, ani bir kararla geri dönüp bekçiye doğru kararlı adımlarla yürümeye başladı. Ne olacaksa olsundu. Öğrenmeliydi şu korkuyla beklenen deprem tarihini. Korkunun ecele faydası yoktu işte, konuşacaktı bu gizemli adam veya ruhla. O her neyse artık?

Davut, öğretmenin ceketinin kenarından ucu taşan defteri fark ettiğinde, deşifre olduğunu ve her şeyin değişmesi gerektiğini anlamıştı bile. Zavallı Zemine, şaşkınlıkla olanı biteni anlamaya çalışıyor, heyecandan daha da çok topallayarak bir o yana bir bu yana koşuyordu. Az önce, önünde, neredeyse zıplayarak yürüyen kocasının yükselip havalandığını gördüğünde avaz avaz bağırmak istedi ama garibanın ne sesi çıkıyordu, ne de hareket edebiliyordu artık. O, kilitlenmiş gökyüzüne bakarken Davut’un görüntüsü silikleşmeye başlamıştı bile.

Bu olayı, sadece Zemine ve elindeki kırmızı defterle, ağzı bir karış açık ortada kalıveren öğretmen görmüşlerdi. Öğrenciler ve otobüs şoförü neşeyle konuşup, şakalaşıyorlardı.

Funda Tarakçıoğlu
Kasım 2011

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Ekleneler...